


|
Türk kökenli toplumlarda Halı yapımı geleneksel yaşantılarına bağlı olarak gelişmiştir. Sürü güdücülüğü ve hayvancılıkla uğraşan Türkler, kendilerine kültürel ve sanatsal bütünlüğü edindiren, geleneksel alışkanlık larını bu yönde kazanmışlardı. Özellikle ulaşım olanaklarının zor olduğu yörelerdeki halkın, geleneksel dokuma sanatı ara cılığı ile en azından bir zanaat edindiği açıktır.Koyun yetiştiril mesi, yünün iğrilmesi, ipliğin boyanması, amaca yönelik halı ve dokumanın oluşturulması birdenbire olacak işler değil. Toplumda akademik eğitim benzeri, gelenekleri gerektirir. Bilimsel anlamda, MÖ. 5-4. yüzyıllara tarihlenen en eski düğümlü halı örneği, Rus bilgini S.I. Rudenko'nun 1949 da yönettiği Altay kazıları sırasında, iskit kurganlarında bulun muştu. Pazirik halısı diye bilinen, 200x189 cm. boyutunda, cm2. de 36 Düğüm sıklığında ve yün'den dokunmuş olan halı, bugün Leningrad, Hermitage Müzesindedir. 1906-1908 yılları arasında, Orta Asya'nın Turfan bölgesindeki mezar araştırma larında, M.S. 5-6. yüzyıllara ait düğümlü halı parçaları bulun muştur. |
|
Bu konuda Türkçe yayın 1938 yılında, İzmir Valisi Kazım Dirik yapmıştır. Daha sonra yapılan Türkçe yayınlar yabancı yayınların çevirisi niteliğinde, alan araştırmalarına dayanmayan yayınlardı. Selçuklu yönetimi Haçlı akınları ile zayıflayıp, Moğol işgali ile yıkılmasına rağmen, Türk halkının Kültürel ve Sanatsal bütünlüğünü sağlayan Halı Sanatı, Uşak Grubu'nun Kuşlu, Yıldızlı, Sofralı, Post ve Çintemani motifli Halı örnekleri ile, İran üzerinden getirilen ustalar etkisinde Osmanlı Saray Halıları ile gelişerek günümüz Hereke tipi Halılarında netleşmişlerdir |
|
Anadoluda bulunmuş en eski Halı örnekleri 12. ve 13. yy'a ait olduğu bilinen Halılar, Anadolu Selçukluları ' ndan günümüze kalanlardır. 1905 yılında, Loytved tarafından, Konya Alaeddin Camisi'nde bulunan sekiz, 1929 yılında, Riefstahl tarafından, Beyşehir Eşrefoğlu Camisi'nde bulunan üç Halının, bir bölümü İstanbul Türk ve islam Eserleri Müzesi ile Konya Mevlana Müzesi'nde sergilenmektedir.Anadolu Selçuklu dönemi Halı örneklerine, 1936 yılında Fustat (Eski Kahire) Kazılarında rastlanır. Parçalar halindeki bu Halılardan, yedi örnek Stockholm de sergilenmektedir. Bu Halılarda, Kufi yazı benzeri Kenar Su ile geometrik, simetrik, zemin motif ilişkisinde, bitki, bulut, dört yön ve yıldız 14.yy dan sonra ağırlıklı olarak, soyutlanmış kuş ve ejder gibi şaman inancı etkisinde koruyucu hayvan motifleri kullanılmış olduğu görülür. Anadolu Halıları Türklerin geleneksel yaşantıları içinde önemli kullanım ve üretim alanı olduğu gibi Selçuklu döneminden beri, komşu ülkelere satılan ve ziyaretçilere hediye edilen en değerli mal idi ve götürüldükleri ülkelerde de bir üstünlük göstergesi sayılmışlardı. Anadolu Halıları zamanın yazılarında övgü ile anlatılmış, tablolarında resmedilmişlerdi. Avrupa yönetici sınıfının El Sanatlarına yönelik olumlu yaklaşımı, 1851 yılında Londra, 1855 yılında Paris'te açılan sergiler ile geniş halk kitlelerine yaygınlaştırılmıştı. Bu etkinlikler sonucu, Avrupalı eski sanat eserlerine sahip çıkmış, İtalya, Hollanda ve Almanya da Hanns Memling, Hanns Holbein, Lorenzo Lotto, Carlo Crivelli gibi pek çok ressam Anadoludan gelen Halıları tablolarında resmetmişlerdi.1891 de Viyana Sergisi açılır, 1882 de Robinson Londra'da, 1901 de Wilhelm Von Bode ve F.R.Martin, 1907 de Sarre, 1914 te Kühnel, 1922 de Kurt Erdmann, 1931 de R. Riefstahl, 1937 de G.J. Lamm gibi araştırmacılar Anadolu Halıları konusunda yayınlar yapmışlardır |
|
Öte yandan yabancı ressam adı altında toplanan, Anadolu, Türkmen ve Yörük Aşiretlerinin orijinal değerde Halıları, İzmir, Manisa, Çanakkale, Konya, Milas, Kayseri, Sivas, Kars, Kırşehir, Malatya gibi günümüz Yöre Halılarında netleşir.Bu yörelerin Anadolu ilk çağ yerleşimleri ( Troya, Bergama, Laodikeia, Tralles, İconium, Theodosiopolis, Qayseriyya) ile aynı olması, dokuma sanatı geleniğini Antik çağ 'a bağlar. Geleneksel devamlılığı, çeşitli kültür etkinlikleri ile bütünleyip, evrensel düzeyde yaşatabilmeyi uygarlık ölçüsü olarak alırsak: Coğrafi konumu gereği doğu-batı, kuzey-güney Kültürlerindeki insanlara en uygun bağlantıyı ve ılımlı bir yaşantıyı sağlayan Anadolu gibi belirli yerler her zaman insan topluluklarını üzerine çekmiş, farklı kültür verileri ile kendine özgü bir uygarlık oluşturarak, çevrelerine devamlı kültür kaynağı olmuşlardır. Pek çok açık ve kapalı bölgelerin, zengin doğal kaynakları, verimli toprakların Anadolu'da bulunması kültürlerin canlı kalmasına, gelişmesine ve birbirlerini etkileyerek renkli gelenekler oluşturmasına neden olmuştur. Anadoluda kültürel odaklaşmalar, Batı'da Ege ve Yunan ile Trakya, Makedonya. Orta Anadolu'da, Mezepotamya ve Mısır. Doğu Anadolu ise İran, Sasani, Kafkas ve Orta Asya Kültürleri ile karşılıklı ilişkiler ve etkileşim içinde olmuştur. Anadolu gibi zaman zaman zıt kültürlerin birbirine üstün geldiği, bir coğrafya da toplumun geleneksel niteliğini yozlaştırmadan uzun zaman canlı bir yapıya sahip olan Kültür, Gelişip klasik örneklerini yaratıp, zaman içinde kendisini arındırıp yenilemez ise hantallaşır, yozlaşır ve tarih konusu olup gider. En ufak toplum biriminden başlayarak, toplumun bütününe yayılmış olan geleneksen Halı ve Dokuma Sanatı, Orta çağ boyunca Anadolu'da insanların bir erdeme yönelmelerini sağlamış, yaşam tarzına yatkınlaş tırılmalarını bir okul işlevinde yapmıştır. Bu yanlı tutumlara karşı, bilim ve sanat kurumlarımız, müzelerimiz ve bunların ticaretini yapanlar bu yanılgıları düzeltecek cesareti gösterememektedirler. SAYFA BAŞI |



|
Türk düğüm şekli |
|
İran düğüm şekli |
|
Kilim dokuma şekli |


